ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER ARICAK CHAT RSS KAYNAĞI İLETİŞİM
 
  Sık kullanılanlara ekle  -   Anasayfan yap Bugün : 5 Eylül 2010 Pazar

HABER ARA


Gelişmiş Arama

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.





Abdullah CAN'ın Bakış Açısıyla

Abdullah CAN'ın Bakış Açısıyla

Tarih 17 Mayıs 2010, 08:32 Editör haberarıcak

Değerli konuk yazarlarımızdan Abdullah CAN ve yazı dizisinin 2. bölümü, "MİSYONERLİK FAALİYETLERİNDE GAYE VE METOT"

MİSYONERLİK FAALİYETLERİNDE GAYE VE METOT

 

Bu konuda; Paris Katolik Enstitüsü Prof.lerinden J.Danielo’nun bir makalesinin özetinde, Misyonerliğin amacı hakkında şunlar kaydedilmektedir.

-Misyonerliğin amacı Hıristiyanlığı yaymak, 

-Bunun için o ülkenin aydınlarının eserlerine ve kültürlerine Hıristiyan unsurlarını sokmak…

3   -Hıristiyanlıkla Batı medeniyetini aynı göstermek

Hâlbuki gerçek maksadın böyle olmadığını şöyle açıklayabiliriz. Batının maddi sahadaki ilerleyişini,ilme cephe alan Hıristiyanlığın eserini kabul etmek, akli gerçeklere uymaz. Bilakis Hıristiyanlığın dinde reform geçirmesi (dinde değişiklik) batı medeniyetinin eseridir. Batının bu tarihi gerçeklerden habersiz olduğu da kabul edilemez. Konunun daha iyi anlaşılması için Misyonerlerin bazı prensiplerini hatırlatmalıyız. Misyonerler daima mazlumun yanında yer alır görünümünü vermeye çalışırlar.

  -Misyonerler daha çok ilim adamı sıfatını tercih edip dini sahada ihtisas sahibi bir kılıkla faaliyet gösterirler ve görevleri icabı değişik sıfatlara bürünebilirler.

  -Misyonerler gayelerine ulaşmak için hedef seçtikleri toplumlar içinde kendi emellerine uygun mezhep ve tarikatlar seçer ve hatta ihdas ederler. Bunları kendi amaçları doğrultusunda kullanırlar.

  -Misyonerler daima mazlumun yanında olduklarını ispatlamak için dünya adaletini tesis eder görünürler. Bunun için görünürde insan hakları savunucusu olarak mahkeme ve dernekler kurarlar. Hatta bazen de destekledikleri zalimlere bile bağırdıklarını görmek mümkündür. Orta doğudaki işgallere karşı olan sözde tepkileri bunun en somut örneğidir.

Misyonerliğin gerçek gayesi; bir ülkenin birlik ve beraberliğinin temeli olan din birliğini bozarak o toplumun parçalanmasını kolaylaştırmaktır. Din duygularının yok edilmesi için önce o toplumun kültürünü hedef seçer. Nitekim kültürü tahrip edilen bir toplumun dini inanışı kolayca değiştirilebilir. Bunun için av malzemesi olarak ülkenin aydınlarının eserleri arasına Hıristiyan kültür ve dini akidelerini serpiştirmeye çalışır. Nasıl ki avcı kekliği avlamak için yine kekliğin kendisinden faydalanmak yolunu seçiyorsa, Misyonerler de halk tabakasının görüşünü değiştirmek için o halkın aydınlarını, tarikat pirlerini… vs. avcı kekliği gibi kullanır.

Nitekim I. Cihan harbinde İslam Birliğini bozmak için İngiltere hükümeti 400 kadar kilise görevlisini İslami eğitimden geçirdikten sonra, (Müslüman Arapları Osmanlılara karşı kışkırtmak için) Müslüman din adamı kılığında misyoner olarak Arabistan’a gönderildi. Bunlar birer Tarikat Piri, Şeyh, Mürşit kılığına girerek oradaki halkı İslam adına, Osmanlıya karşı İngilizlere yardım için cihada çağırdılar. Ve neticede Osmanlının parçalanmasında başarı sağladılar. Sunduğumuz örnekte olduğu gibi, misyonerler gerektiğinde bir doktor, bir yardım sever, bir avukat, bir afet kurtarıcısı… olarak da faaliyet gösterebilir. Gaye halka çeşitli yollardan yardımcı olup taraftar kazanmaktır.

Misyonerler ekonomik durum, mezhep, tarikat ve siyasi görüş ayrılıklarından yararlanarak önce sempati kazanır, sonra bu sempati üzerine dinin temel inanışını değiştirmeye çalışır. Örneğin bir mezhep veya tarikatın kurallarını öğrenerek, bununla mensuplarının sempatisini kazanır. Kurulan yakın ilişki ile o mezhep ve tarikata bazı batıl inançları da katarak kendi görüşünü benimsetmeye çalışır. Misyonerler hedef edindiği kişi ve toplumun cehaletinden yararlanır. Çünkü cehaletin meydana getirdiği boşluk başkalarının propagandalarını kolayca kabul eder, bundan yararlanarak fikirlerini İslami kültüre karıştırır. Bunun için tarihi süreç içerisinde çeşitli yollar denenmiştir. “… Papanın Hıristiyanlığı tehlikede gördüğünü misyonerlerden Müslümanları Hıristiyanlaştırmalarını, bunu yapamazlarsa dinsizleştirmelerini istiyor” (Prof. Abdulrahman KÜÇÜK s. 45)

DİNDE DİYALOG (TEK DİN FİKRİ)

 

Bilindiği gibi, batı misyonerlikteki asıl maksadını gizlemek için diyalog dönemini tercih etmiştir. Bunu da dinler arası diyalog ile sahneye koymuştur. Bu noktadan bakıldığında, ilk etapta diyalog’a karşı çıkmak yararsız ve gereksizdir. Çünkü diyalog, esas itibari ile sevgi ve saygı temeline dayanan konuşma, anlaşma ve iş birliği demektir. Birlikten kuvvet doğar, hiç kimseye zarar gelmez. Ancak burada dikkat edilecek asıl nokta diyalog’un sahasıdır. Eğer bu iş birliği, dinlerin mensupları arasında ve dini akidelerin dışında ise, İslam asla buna karşı değildir, bu konuda sayısız nass ve tarihi örnekler mevcuttur. “Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarından çıkartmayan kimselere iyilik etmekten, kendilerine adil davranmaktan nehy etmez. Çünkü Allah adaletli davrananları sever. Allah sizi ancak sizinle din hakkında savaşan ve sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardım eden kimselere dost olmaktan nehy eder. Kim onlarla dost olursa işte onlar, kendilerine yazık eden zalimlerdir.” (Müntehine/60–8–9)

İslam’ın; gayri Müslimlerle ekonomik, ticari, ilmi… vb. sahalardaki karşılıklı ilişkilerde bulunduğu tarihi vesikalarla sabittir. Tahsis mahiyetini taşıyan bazı nassların hatalı yorumu neticesinde İslam saldırgan gösterilmiş ise de; İslam dini dil, renk, ırk ve benzeri nitelikleri asla düşmanlık nedeni kabul etmez.  İslam’ın zalimden başka düşmanı yoktur. Bu konuda dikkat edilecek nokta, dinler arasındaki diyalogdan maksat, insanlar arasında görülen normal münasebetlerdeki birlik ve beraberlik değildir. Buradaki asıl maksat, farklı dinlere ait ahkâmı birleştirerek yepyeni mürekkep bir dini vücuda getirmektir. Daha önce de temas edildiği gibi, dinler arası diyalog fikrinin temelinde, “Yahudi Cihan İmparatorlunu kurma emelini taşıyan tek din mefkûresi” olduğunu görmekteyiz. Peki, ayrı dinlere ait ahkâmı birleştirerek yeni bir din tesis etmek İslami akidelere uygun mu? Hemen herkesin bildiği bir soru olması münasebeti ile burada bir açıklama yapmaya bile gerek olmadığı kanısındayız. Çünkü İslam vahdaniyet akidesi (her yönüyle tek ilah inancı)’na dayalıdır. bu inancın gereği; Allahutealanın zat, sıfat, fiil ve hakimiyette… tek olduğunu, yani dinde yalnız onun emirlerine uymak gerektiğini kabul eder. “her kim İslam’dan başka bir din ararsa asla ondan kabul edilmeyecek…” (maide, ayet 85). “işte dosdoğru olarak benim yolum budur. Onu takip ediniz ‘başka’ yollara sapmayınız ki o yollar sizi Allah yolundan ayırır. İşte size Allah size bunu tavsiye ve emreder ki çekinesiniz.” (Enam-153). ‘bazı tefsircilere göre bu ayetteki sapma dince yasak edilen tüm yollar olup bidat’da buna dahildir. Bu konuda burada sunduğumuz ve gerekse sunmaya imkan bulamadığımız nice ayet ve hadisler, her ne suretle olursa olsun, İslam; İslam’ın bir kısım ahkamını bırakan, değiştiren veya başka dinlerle birleştirerek oluşturulan bir dini tahrif edilmiş kabul eder. Tahrif edilmiş dinleri kabul edenleri putperest ad eder. (bakara 109). Bu konudaki açıklama, konunun gereği olarak İslami nasslara göre açıklanmıştır. Burada kimsenin dini veya dini inanışı hedef alınma gayesi yoktur. (devam edecek)

                                                                                                                  Abdullah CAN

                                                                                                     


                 

Bu haber 308 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Konuk Yazarlar

İLÇEMİZİN SAYGIN İNSANLARINDAN SAYIN ABDULLAH CAN

İLÇEMİZİN SAYGIN İNSANLARINDAN SAYIN ABDULLAH CAN Değerli İnsan Sayın Abdullah CAN'ın kaleme aldığı "MİSYONERLİK-YAHOVA ŞAHİTLİĞİ- TEK DİN MEFKÛRESİ VE DİYALOG" ...

HOŞGÖRÜ VE KISKANÇLIK / Bilal GÜLŞEN

HOŞGÖRÜ VE KISKANÇLIK / Bilal GÜLŞEN HOŞGÖRÜ VE KISKANÇLIK / Bilal GÜLŞEN

KÜRSÜ


GOOGLE ARAMA



KÖŞE YAZARLARI

EL-AZÎZİN AZİZİ İdris TUNÇER
İdris TUNÇER
ÖZ-ÜN SÖZÜ Ayetulah KANHAN
Ayetulah KANHAN
KERVAN Ziyar
Ziyar
ARICAK'IN GELECEĞİ Mehmet OĞUZ
Mehmet OĞUZ
AX MEZOPOTAMYA Nehyet AGAHTAR
Nehyet AGAHTAR
hep aynı ölü Sadi COŞKUN
Sadi COŞKUN
3 DİYALOG S.Ünalan
S.Ünalan
Arıcak`ın Kadim Sorunları Prof.Ahmet ÖZER
Prof.Ahmet ÖZER
AYDIN SORUMLULUĞU Selahatin OLGUN
Selahatin OLGUN
SİYASET VE FEODALİTE GıyasattinYiğit
GıyasattinYiğit


Anasayfa | Yazarlık Başvurusu | RSS Kaynağı | İletişim | Sitemize Reklam Verin |

2010 ©Aricak.Org, Alt Yapı:My Design Haber Sistemi.Tüm Hakları My Design'e aittir.